6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 324. maddesi ile 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile değiştirilen 179 ve 179/a maddelerinin Anayasa’nın Başlangıcı ile 10., 48. ve 166. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
(RED Kararı Verilmiştir.)
6762/m.324
2004/m.179/a
Esas Sayısı: 2005/165
Karar Sayısı: 2009/4
Karar Günü: 8.1.2009
6762 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU'NUN 324. MADDESİ İLE 2004 SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNU'NUN 179 VE 179/A MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KARAR
Resmi Gazete Tarihi: 30 Mayıs 2009
Resmi Gazete Sayısı: 27243
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU : 29.6.1956 günlü, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 324.
maddesi ile 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949
sayılı Yasa ile değiştirilen 179 ve 179/a maddelerinin Anayasa’nın
Başlangıcı ile 10., 48. ve 166. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Türk
Ticaret Kanunu’nun 324. ve İcra İflas Kanunu’nun 179. ve 179/a
maddelerine göre iflasın bir yıl müddetle ertelenmesine karar verilmesi
istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Dava TTK 324 ile İİK 179 ve 179/A maddelerine göre açılmış iflasın bir yıl süre ertelenmesi davasından ibarettir.
İflasın
ertelenmesi müessesesi TTK 324 ve İİK’nın 179 ve 179/A maddelerinde
düzenlenmiş bulunmaktadır. TTK 324. maddesine göre şirketin adi halinde
bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi
aktiflerinin satış fiatları esas olmak üzere bir ara bilançosu imza
eder. Esas sermayenin 2/3’si karşılıksız kaldığı takdirde umumi heyet bu
sermayenin tamamlanmasına veya kalan 1/3 sermaye ile ittifaya karar
vermediği takdirde şirket fesh edilmiş sayılır. Şirketin aktifleri
şirket alacaklarının, alacakları karşılamaya yetmediği takdirde ihale
meclisi bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu
takdirde şirketin iflasına hükmeder. Şu kadar ki şirket durumunun ıslahı
mümkün görünüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine
mahkeme iflas kararının tehir edebilir bu halde mahkeme, envanter
tanzimi, veya bir yedi emin tayini gibi şirket malların muhafazası için
lüzumlu tedbirleri alır.
Konu
ile ilgili olarak İİK 179. maddesine göre de sermaye şirketleri ile
kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsili ile
vazifelendirilmiş kimseler veya şirket yada koop. tasfiye halinde ise
tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit
edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına karar
verilir. Şu kadar ki idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya
alacaklılardan biri şirket veya kooperatifin mali durumunun
iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini
mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme Projeyi
ciddi ve inandırıcı bulursa iflasın ertelenmesine, karar verir,
iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve
belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur. Mahkeme gerekli görürse
idare ve temsile vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları
dinleyebilir. İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle
sonuçlandırılır ve yine İİK 179/A maddesine göre iflasın ertelenmesine
karar veren mahkeme şirketin ve kooperatifin mal varlığının korunması
için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme projesini de göz önünde
tutarak alır. Mahkeme erteleme kararı ile birlikte kayyum atamasına
karar verir. Mahkeme yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp
kayyuma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin
geçerliliğini kayyumun onayına bağlı kılmakla da yetinebilir. Kararda
kayyumun görev ve yetkileri ayrıntılı olarak gösterilir. Mahkeme
erteleme kararının hüküm fıkrasını 166. maddesinin 2. fıkrasındaki usul
ile ilan eder ve gerekli bildirimleri yapar.
Bu
yasal düzenlemelerin yapılmasının gerekçesinde şirketlerin iflaslarının
önlenmesi bu durumdaki şirketlerin ekonomiye kazandırılması ve
istihdamın korunması amacını taşımaktadır.
Bu
düzenlemelere göre şirketlerin mahkemelere başvurdukları ve
mahkemelerce de başvuru üzerine şirket kayıtları üzerinde bilirkişi
incelemesi yaptırıldığı ve alınan raporlara göre şirketin
iyileştirilmesinin mümkün olduğunun raporla bildirilmesi halinde ise
mahkemece özellikle ihtiyati tedbir kararı verilerek şirket hakkındaki
takiplerin durdurulması ve sonra da erteleme kararı verildiği
anlaşılmaktadır.
Somut
dosya kapsamına göre davacı vekili 06/09/2005 günlü dilekçe ile
mahkemeye başvurmuş mahkemece tensip ile birlikte şirket kayıtları
üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiş ve yeminli mali müşavir,
Yılmaz Uçak, makine müh. Veli Kuzucu ve Av. Tufan Kurt tarafından
hazırlanan 19/09/2005 günlü rapora göre şirketin mevcut aktif
3.204.603,42 YTL olup mevcut borcun 3.363.021,18 YTL olduğu, ve öz
varlığın kaybolduğu ve 30.000,00 YTL olan sermayenin yitirildiği, gibi
128.417,76 YTL borçlanması muvacehesinde, mali bakımdan acz içerisine
düştüğü ve borca batık olduğu ancak şirketin Mersin’de çevik kuvvet
inşaat yaptığı tahmini kârlar nazara alındığında şirketin mali bünyesini
düzelterek borçlarını ödeyebileceği anlaşılmıştır. Bu rapordan sonra
mahkemece şirket malları üzerine gerekli ihtiyati tedbir kararı verilmiş
muhafaza tedbirleri uygulanmış bu işlemlerin tamamlanmasından sonra da
ihtiyati tedbir kararı verilerek takiplerin durdurulmasına karar
verilmiş istihkakların davacıya ödenmesi sağlanması ve ekonomik
faaliyette bulunması temin edilmiştir.
İflasın
ertelenmesi müessesesinin bu şekilde düzenlenmiş olması Anayasanın 10.
maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine ve 48. maddesinde gösterilen
sözleşme hürriyeti ile ilgili maddeye aykırı olduğu müdahillerce iddia
edilmiş olup mahkemece de bu hususlar ciddi kabul edilerek anılan
maddelerin Anayasaya aykırı olduğundan Anayasa Mahkemesine iptali için
başvurulması gerekmiştir.
A-
l) İflasın ertelenmesi müessesesini bu şekilde düzenlenmiş bulunması
Anayasanın 10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesine aykırılık teşkil
etmektedir. Anayasanın 10. maddesine göre herkes kanun önünde eşittir.
Ancak müessesenin bu şekilde düzenleniş biçimine göre borçlu ve
alacaklılar arasında eşit bir denge kurulamamaktadır. Davacının
müracaatı üzerine mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmakta ve alınan
raporlara göre şirketin durumunun iyileşmesinin mümkün görünmesi
halinde öncelikle ihtiyati tedbir kararı verilerek şirket hakkında
takipler durdurulmakta bu şekilde davacı şirket mallarının satışlarının
önlenmesi ve şirketin faaliyetine devam etmesi hususu sağlanmaktadır.
Mahkemece ihtiyati tedbir olarak da şirket malları üzerine yine tedbir
konularak muhafaza tedbirleri alınmakta bunlar yöneticilere teslim
edilmekte ve şirket faaliyetini bu şekilde sürdürebilmektedir.
İhtiyati
tedbir kararı verilerek davacı şirket hakkında yapılan takiplerin
durdurulmasına karar verilmesi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.
Tedbir kararları verilirken çoğu zaman alacaklılar dinlenmeden karar
verilmekte ve alacaklıların rızası olmadan bu şekilde tedbir kararı
verilmektedir. İhtiyati tedbir kararı verilmesi nedeniyle alacaklılar
alacaklarını tahsil edememekte, icra takibine devam edememekte ve icra
takipleri erteleme süresi boyunca durmaktadır. Bu duruma göre iflasın
ertelenmesi müessesesi sadece davacıyı korumakta olduğundan tedbir
kararı ile alacaklıların haklarının alınması engellendiğinden dolayı
alacaklılar korunmamakta bu durumda menfaat dengesi, davacı borçlular
lehine olarak değişmektedir. Davacıdan alacaklı olan firmalar takip için
başvurduklarında tedbir nedeniyle alacaklarını tahsil imkanından yoksun
kalmaktadırlar. Dosya kapsamına göre davaya müdahil olarak giren
firmaların davacı şirket hakkında icra takipleri bulunmaktadır,
bunlardan Ceylan Elek. Ltd. Şti’nin takip talepnamesine göre davacı
şirketten 90 milyar TL alacağı bulunmaktadır. Ancak mahkeme verdiği
ihtiyati tedbir kararı nedeniyle bu şirket ve diğer şirketler
alacaklarını, tahsil edememektedirler. Bu durumda da alacağını tahsil
edemeyen müdahil şirketlerin bu alacaklarını tahsil etmeden kendi
varlıklarını sürdürmeleri mümkün müdür? Müdahil şirketlerin alacaklarını
alamamaları nedeniyle zor duruma düşecekleri, taahhütlerini yerine
getiremeyecekleri ve önceden programlanmış borçlarını ödemede
zorlanacakları tabi bulunmaktadır. Şu duruma göre bir tek davacı
şirketin kurtarılması, ve iyileştirilmesi gerekçesi ile pek çok alacaklı
şirketler zor durumda kalmaktadırlar. Alacağını tahsil edemeyen
şirketlerin de bu şekilde iflasa tabi olacakları bunların da zor durumda
kalacakları ekonomik hayatın tabi bir neticesi olarak görülmektedir. Bu
nedenle iflasın ertelenmesi müessesesi sadece davacı şirketin
iyileştirilmesine yönelik olarak düzenlenmiş bulunduğundan ve
alacaklıların menfaati ise düşünülmediğinden dolayı Anayasanın eşitlik
ilkesine aykırıdır. Bu nedenle iflasın ertelenmesi müessesesini
düzenleyen yasa maddesi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı görüldüğünden
bu nedenle bu yasa maddelerinin iflasın ertelenmesi ile ilgili
bölümlerinin iptali gerekir.
2)
İflasın ertelenmesi müessesesinde sistem kendi içerisinde ayrıca
zafiyet taşımaktadır. Yasa maddesine göre şirketin idaresinin kısmen
veya tamamen kayyumlar vasıtasıyla idare edilmesi öngörülmektedir.
Mahkemelerce kayyum olarak şirketler mali müşavir veya avukat tayin
edilmekte bunlara 1 veya 2 milyar arasında ücret takdir edilmektedir.
Kayyumlar önce kendi işlerini takip etmekte ve daha sonra boş kalan
vakitlerinde kayyum tayin edildikleri şirketi idare etmektedirler.
Şirketin bu şekilde idaresi ve erteleme müddetinin 1 yıl olması ve
bununda 4 yıla kadar uzatılması yasal olarak mümkün olması sebebiyle
rasyonel bir idare tarzı teşkil etmemektedir. Kayyumlar şirket ile
ilgili olarak önemli hususları yeterince çabukluk ve ekonominin
gereklerini anında yapılması gerekli tedbirlerin alınması hususunda
tereddüt etmekte ve alınacak kararlarda yeterli çabukluk ve sürat
sağlanamamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse mahkememizde görülen bir
başka şirket yönetiminin azli ve şirkete kayyum tayini davasında:
A
şirketi içme suyu imal ve satışı yapmaktadır. Ancak ürettiği sular 25
Lt.’lik damacanalarda satılmaktadır. Bir grup hissedar kayyuma
başvurarak işletmeye başka bir makina alınarak yarım Lt. lik pet şişeler
halinde üretim yapılması halinde küçük ebatlı olmaları nedeniyle
satışının daha kolay olacağı, şirketin daha fazla satış yapacağını
bildirerek bu makinanın satın alınmasını istemiştir. Ancak bir grup
hissedarlar şirketin borca gireceğinden bahisle buna karşı çıkmıştır.
Bunun üzerine şirkete tayin edilen kayyum mahkemeye müracaat ederek
satın alınmak istenen makina aksamları kapsamlarının şirketin satışını
artıracağı gerekçesiyle bunun satın alınması için mahkemeye izin
talebinde bulunmuştur. Mahkemece de kayyum tarafından istenen bu talebin
şirketin ekonomik durumunu geliştirip geliştirmeyeceğini ve bu aksamın
alınmasının şirket lehine olup olmadığının, tahkiki için fabrika
üzerinde bilirkişi tahkikatı yaptırılması kararı verilmiş mahkemece
makina mühendisi, bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre de yarım
lt.’lik su üretilmesi halinde bu durumun şirket satışlarını arttıracağı
ve şirketin lehine olacağının rapor edilmesi üzerine de kayyuma satın
alma hususunda yetki vermiştir. Ancak mahkemece kayyumun başvurusu
alınmış taraflar duruşmaya çağrılmış, tarafların görüşleri alınmış,
keşif tetkikatı yaptırılmış ve raporlardan sonra alınacak makina
parçasının şirket lehine olacağı anlaşıldıktan sonra satın alınmaya izin
verilmiştir. Bu işlerin sürmesi keşif yapılması, raporların tebliğine
karar verilmesi 5-6 ay gibi bir zaman almıştır. Bu emsali çoğaltmak
mümkündür. Mahkememizde kayyumla idare edilen diğer dava dosyalarında da
benzer hususlar yaşanmakta, kayyumlar aynı muamelelerden şikayet
edilmekte mahkemeler bu şikayetleri karara bağlamakta, ancak bu işler
vakit almakta olup, ekonomi gereği anında isabetli ve süratli karar
verebilme imkanı ortadan kaybolmaktadır. Bu nedenle iflasın ertelenmesi
müessesesinde kayyumlara bu şekilde görev verilmeleri kayyumların
marifetiyle bu şekilde şirketin idare edilmesi, şirket için rasyonel
olmamaktadır. Bu nedenle şirketlerin kayyumların marifetiyle idare
edilmesine dair bu düzenlemede bu müessese içinde bir zafiyet teşkil
etmekte pek çok kere şirket ekonomi kurallarına göre idare
edilmemektedir. Bu nedenle şirketin mevcut aktifleri de zaman içerisinde
azalmakta ve bu durumdan da alacaklılar zarar görmektedirler. Amaç
davacı şirketin durumunu iyileştirme olarak düşünüldüğünde bu durum
alacaklıların aleyhine olduğundan eşitlik ilkesi bu şekilde
zedelenmektedir. Bu yönden de bu yasa maddesinin iptali gerekir.
Somut
dosyamız kapsamına göre mahkemece şirket yetkililerinden Mehmet Işık
ile mali müşavir Mehmet Şahin şirketi temsile yetkili kılınmıştır ve
Mehmet Şahin şirkete kayyum tayin edilmiştir. Daha sonra itiraz üzerine
Ersin Parlat yönetici kayyum olarak tayin edilmiş ancak daha sonra av.
Ersin Parlat, kayyumluktan istifa ettiğine dair 15/11/2005 tarihinde
mahkememize dilekçe vermiştir. Yine bu dosyaya göre her bir müdahil
vekili ayrı ayrı dilekçe vererek kayyum muamelelerini şikayet ettiğini
ve bu şikayetlerini duruşmalarda incelendiğini bunlarla ilgili kararlar
verildiği anlaşılmıştır. Şu duruma göre her zaman şikayet edilen ve her
muamelesi şikayet edilen kayyumlar nezaretinde şirketin idare
edilmesinin rasyonel olmamaktadır. Bu nedenle şirketin kayyumlar
nezaretinde faaliyetini sürdürmesi hususu şirket zararına olduğundan ve
mevcut aktiflerin azalmasına yol açtığından bu durum menfaat dengesi
alacaklının aleyhine olarak değiştiren bu uygulamanın da Anayasanın
eşitlik ilkesine aykırı olduğu düşünülmektedir.
B-
l) Bu maddelerin bu şekilde düzenlenme biçimi Anayasanın 48. mad.
öngörülen sözleşme hürriyetine de aykırılık teşkil etmektedir. Somut
dosya kapsamına göre müdahiller davacı firmaya mal vermişler
alacaklarını alamamışlar, bu nedenle Borçlar Kanunu 182 ve devam eden
mad. göre yasal haklarını kullanarak sattıkları malların bedellerinin
tahsili için, icra takibinde bulunmuşlardır. Alım-satım aktinden dolayı
asıl olan malların teslime ve bedelinin de satıcıya ödenmesidir. Nitekim
taraflar arasında mal alım satımı konusunda sözleşme, yapılmış mallar
davacı firmaya verilmiş karşılığında senet, çek alınmış ve ödenmediği
için de davacı şirket hakkında icra takibi yaptırmış ancak mahkemece
İhtiyati tedbir kararı verilerek bu takipler durdurulmaktadır. Bu
şekilde verilen bir tedbir kararı hakimin sözleşmeye müdahalesi anlamı
taşımaktadır. Hukukun genel kurulunun 17/1997 gün ve 1997/11-460 esas
1997/651 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere :
Hukukumuzda
sözleşmeye bağlılık ilkesi (Ahde vefa - pocta servanda) yanında
sözleşme serbestisi ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre kişiler,
özel hukuk alanında özel ve tüzel kişilerle olan ilişkilerini, var olan
hukuk düzeni içinde kalmak koşuluyla diledikleri gibi düzenlemek,
diledikleri konuda diledikleri ile diledikleri tipte sözleşme yapma hak
ve özgürlüğüne sahiptirler. Bu olanak, Borçlar Kanununda öngörülen
(sözleşme serbestliği) ilkesinin bir sonucudur ve bu hak idare özerkliği
(sözleşme hürriyeti ile) kavramı Anayasa tarafından teminat altına
alınmıştır. O halde kişiler sözleşme serbestliği ilkesine göre kanun
tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev’i
şahsına münhasır sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri
gibi tespit etmek, hukuka, ahlak ve adaba aykırı olmamak şartıyla kanun
tarafından düzenlenmiş olan sözleşmelerin fizyolojisini deriştirmek ve
konusunu yasal sınırlar içinde serbestçe tayin etmek hakkına haiz
bulunmaktadır. Ancak iflasın ertelenmesi müessesesinde esaslı bir unsur
olan ihtiyati tedbir yoluyla davacı şirket hakkındaki tüm takiplerin
durdurulması şeklinde karar haliyle sözleşme serbestisi kuralını ihlal
edici mahiyettedir. Borçlar Kanunu 182 ve devamı maddelerine göre satış
bedelini tahsil etmek alacaklının en tabi hakkıdır. Ancak ihtiyati
tedbir kararı nedeniyle takipler durmakta ve taraflar arasında yapılan
alım- satım akti tedbir kararı nedeniyle uygulanmamakta ve sözleşmeye
alacaklının rızası hilafına müdahale edilmektedir. Bu nedenle iflasın
ertelenmesi müessesesinin bu şekilde düzenlenmiş olması Anayasanın 48.
maddesinde öngörülen sözleşme hürriyetine aykırı bulunmaktadır. Hakimin
sözleşmeye müdahalesi Yargıtayca da kabul edilmemektedir. Örneğin
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bir uyarlama davası neticesinde vermiş
olduğu 25/04/2002 tarih ve 2002/131 - 4594 sayılı kararlarında
açıklandığı üzere “Mahkemece taraflara sunulan kanunlara göre 1994 Nisan
ekonomik kararları soncunda açılan uyarlama davaları Yargıtay’ca kabul
edilmiş ise de 1994 yılı ile 2001 yılı arasındaki 7 yıllık süre
içerisinde ülkemizde sürekli ortalama % 84 seviyesinde bir enflasyonun
varlığı, ayrıca döviz kurlarında sürekli artışların olduğu ve olacağının
herkesçe bilindiği, 1994 ekonomisi yaşandıktan sonra her insanın 24
aylık bir sürede değil aylık, haftalık, hatta günlük süreler içinde
dövizdeki artışın ne durumda olacağını bilmemesinin doğal olduğu,
ekonomistlerin dahil kesin tahminler yapamadığı, bu durumda aylık 17.000
DM ödeme gücünde olan, 350 DM borçlanmayı göze alan davacının yaptığı
sözleşmenin sonuçlarını görebilmesi gerektiği, bu arada davalı bankanın
kredi yükseldiğini davalının satın aldığı taşınmazın değerinin de
yükseldiği, davalının haksız zenginleşmesinin meydana gelmediği, bu
nedenle uyarlama şartları bulunmadığı,” şeklinde kararları nazara
alındığında yüksek Yargıtayın da hakimin sözleşmeye müdahale şartların
kabul etmediği anlaşılmaktadır. Somut olayımızda da davacı basiretli bir
tacir gibi şirketi yönetememiş, pasiflerin aktifleri geçtiği
raporlardan anlaşılmıştır. TTK 20. md’ne göre tacirler her türlü
borçlarından dolayı iflasa tabi oldukları gibi, kanun hükümlerine uygun
olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya işletmelerini Ticaret
Siciline kaydetmeye ve ticari defterlerini tutmaya mecburdurlar. Her
tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi
hareket etmesi lazımdır. Şu duruma göre basiretli bir tacir gibi
yönetilmeyen bir şirketin iyileştirilmesi için sözleşmeye müdahale
edilmesi, eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, sözleşmeye aykırı olduğu
görülmektedir. Bu nedenle bu düzenleme Anayasa’nın 48. md.ne aykırı
görülmektedir.
B-
2) Benzer bir müessese olan konkordato ile ilgili olarak, İİK 297 md
göre konkordato kaydedilmiş olan alacaklıların yarısının ve
alacaklarının 2/3 ünü aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmişse kabul
edilmiş sayılır. Ancak iflasın ertelenmesi müessesesinde ise bu şekilde
alacaklıların herhangi bir rızası alınmamaktadır. Alacaklıların rızası
alınmadan tedbir kararı verilerek sözleşmeye müdahale edilmiş olması da
yine sözleşme hürriyetine engel teşkil etmektedir.
C-
Anayasa’nın 166. md göre ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı,
özellikle sanayi ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu bir biçimde
hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini
yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli
teşkilatı kurmak devletin görevidir. İflasın ertelenmesi müessesesinde
alacaklıların yaptıkları icra takiplerinin tedbiren durdurulması
ekonomik verilerle bağdaşmamaktadır. Davacı firmalardan 90.000.000.000.
TL veya 300.000.000.000. TL ve daha fazla alacaklı olan firmalar
çıkabilir. Yüksek miktarda alacaklı olan firmaların bu alacaklarına
kavuşamamaları ve yaptıkları takibin de durdurulması nedeniyle bu
firmaların da iflasa sürüklenebileceği ve ekonomik faaliyetlerine son
verilmesi muhtemel görülmektedir. Müessesenin gayesi davacı firmaların
ekonomik yönden ayakta durmasını sağlamak ve istihdamı korumak olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak aynı hususlar alacaklı şirketler hakkında da
geçerli bulunmaktadır. Müdahil firmalar da ticaret yapmakta ve istihdam
yaratmaktadır. Bu durumda tek bir firmanın kurtarılması maksadıyla pek
çok alacaklı şirketin ekonomik yönden zor duruma sokulması yeni
iflasların doğmasına neden olabilecektir. Bu nedenle anılan düzenleme ve
maddeler Anayasa’nın 166. Md e de uygun düşmemektedir.
Netice
itibariyle iflasın ertelenmesi ile ilgili olarak TTK 324, İİK’nın l79
ve 179/A maddelerinin uygulanması sadece davalı şirketin menfaatine olup
alacaklıların hakları korunmadığından Anayasa’nın 10, 48. ve 166.
maddelerine aykırı olduğundan bu maddelerin iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurulması uygun görülmüştür.Bu itibarla;
HÜKÜM :
1-
Dava ile ilgili olarak uygulanması gereken TTK’nın 324 İİK’nın 179 ve
179/A maddeleri Anayasanın başlangıcında gösterilen Hukuk devleti
ilkeleri ve aynı yasanın 10, 48, 166. maddeleri hükümlerine aykırı
görüldüğünden bu maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına,
2- Anayasanın 152. maddesine göre başvuru sonucuna kadar başvuru
sonucunun beklenmesine,
3- Dosyanın bir örneğinin Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
masrafın
müdahil vekillerinden alınmasına, müdahillerin tedbire itirazlarının
şimdilik reddine, ancak tedbir acil mevattan olması nedeniyle sadece
kayyum işlerin hasren duruşma yapılmasına, dair davacı vekili ile
müdahil vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup
anlatıldı.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
29.6.1956
günlü, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun itiraz konusu 324. maddesi
şöyledir:“Madde 324- Son yıllık bilânçodan esas sermayenin yarısının
karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, idare meclisi derhal toplanarak durumu
umumi heyete bildirir.Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini
uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları
esas olmak üzere bir ara bilânçosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte
ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin
tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği
takdirde şirket feshedilmiş sayılır. Şirketin aktifleri şirket
alacaklarının alacaklarını karşılamaya yetmediği takdirde idare meclisi
bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu takdirde
şirketin iflâsına hükmeder. Şu kadar ki; şirket durumunun ıslâhı mümkün
görülüyorsa idare meclisi veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme
iflâs kararını tehir edebilir. Bu halde mahkeme, envanter tanzimi veya
bir yediemin tâyini gibi şirket mallarının muhafazası için lüzumlu
tedbirleri alır”.İtiraza konu 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile değiştirilen 179 ve 179/a maddeleri
şöyledir:
“Sermaye
Şirketleri İle Kooperatiflerin İflası“Madde 179 - (Değişik madde ve
başlığı: 4949 - 17.7.2003/m.49) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin
borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile
vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde
ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece
tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflasına
karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş
kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin mali
durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme
projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme
projeyi ciddi ve inandırıcı bulursa, iflasın ertelenmesine karar verir.
İyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve
belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur.Mahkeme, gerekli görürse
idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları
dinleyebilir. İflasın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle
sonuçlandırılır”.
“Erteleme
TedbirleriMadde 179/a - (Ek: 4949 - 17.7.2003 /m.50) İflasın
ertelenmesine karar veren mahkeme, şirketin veya kooperatifin
malvarlığının korunması için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme
projesini de göz önünde tutarak alır.Mahkeme erteleme kararı ile
birlikte kayyım atanmasına karar verir. Mahkeme, yönetim organının
yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim
organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı
kılmakla da yetinebilir.
İflasın
ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkileri ayrıntılı olarak
gösterilir.Mahkeme erteleme kararının hüküm fıkrasını 166 ncı maddenin
ikinci fıkrasındaki usulle ilan eder ve gerekli bildirimleri yapar”.
B-
Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa KurallarıBaşvuru kararında
Anayasa’nın Başlangıcında gösterilen hukuk devleti ilkeleri ve 10., 48.
ve 166. maddelerine dayanılmış, 167. maddesiyle ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ,
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 28.12.2005 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİDava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:Başvuru kararında,
iflasın ertelenmesine ilişkin hükümler içeren itiraza konu kuralların
borçlular ile alacaklılar arasında eşitsizliğe neden olduğu, iflasın
ertelenmesi sırasında alacaklıların rıza veya muvafakati aranmaksızın
borçlu şirket aleyhine yapılan takiplerin durdurulması yönünde ihtiyati
tedbir kararı verilmekte olması nedeniyle, iflasın ertelenmesi kurumunun
sadece borçlu şirketi koruduğu, bu durumun alacaklıların menfaatini
olumsuz yönde etkilediği, iflasın ertelenmesi uygulamasında borçlu
şirketlerin kısmen veya tamamen kayyumlar aracılığıyla idare edileceği
belirtilmesine karşın, uygulamada kayyumların seçimi, yeterlilikleri ve
çalışma yöntemlerinden kaynaklanan nedenlerle rasyonel bir idare tarzı
oluşturulamadığı, borçlu şirket ile alacaklılar arasındaki ilişkilerin
özel hukuk hükümlerine göre tarafların serbest iradeleri ile kurulmuş
olmasına rağmen, bu ilişkideki taraflardan birisinin basiretli bir tacir
gibi hareket etme yükümlülüğünü ihlal ederek sözleşmeye aykırı
davranması üzerine harekete geçen diğer tarafın iradesine aykırı olarak
iflasın ertelenmesi kurumu ile hakimin sözleşmeye müdahalesine olanak
tanınmasının Anayasa’da düzenlenen sözleşme özgürlüğü ilkesine aykırı
bulunduğu, belirtilen nedenlerle itiraza konu kuralların Anayasa’nın
Başlangıcı ile 10., 48. ve 166. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa'ya
aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
bağlı kalmak zorunda olmadığından, iptali istenen kural ilgisi nedeniyle
Anayasa'nın 167. maddesi yönünden de incelenmiştir.İtiraza konu
kurallar iflasın ertelenmesi ile ilgili düzenlemeleri oluşturmaktadır.
İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olduğu saptanan sermaye
şirketleri veya kooperatiflerin, kendileri ya da alacaklılarının
önerdiği iyileştirme projesinin, mahkemenin vereceği süre içerisinde
uygulanmasıyla, borca batık durumdan kurtulmalarına olanak sağlayan ve
haklarında iflas kararı verilmesini önleyen bir kurumdur. Böylece
iflasın eşiğine gelmiş olmakla birlikte düzelme şansı olan şirketlerin
faaliyette bulunarak tekrar mali durumlarını düzeltebilmelerine olanak
tanınmaktadır.
Türk
Ticaret Kanunu’nun itiraz konusu 324. maddesinin birinci fıkrasında
iflasın ertelenmesi ve usulüne ilişkin kurallar düzenlenmiş, ikinci
fıkrasında da yalnızca anonim şirketler bakımından iflasın ertelenmesine
karar verilebileceği hükmüne yer verilmiştir.
17.7.2003
günlü, 4949 sayılı Kanun’la İcra ve İflas Kanunu’nun 179., 179/a ve
179/b maddelerinde yapılan düzenlenmelerle, Türk Ticaret Kanunu’nda
sadece anonim şirketler için öngörülen iflasın ertelenmesi, tüm sermaye
şirketleri ve kooperatifler için uygulanabilir hale getirilmiştir.
Anayasa’nın
48. maddesinin ikinci fıkrasında, “Devlet, özel teşebbüslerin millî
ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlıyacak tedbirleri alır” denilmekte,
167. maddesinin birinci fıkrasında ise, Devletin, para, kredi, sermaye,
mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı
ve geliştirici tedbirleri alacağı belirtilmektedir. Buna göre, ülke
ekonomisi açısından sahip oldukları geniş etki alanı dikkate alınarak,
sermaye şirketleri ve kooperatiflerin, belirli yoğunlukta mali sıkıntıya
düştükleri her durumda hemen iflasına karar vermek yerine,
iyileştirmenin mümkün olabileceği kimi hallerde iflasın ertelenmesi ve
hakim gözetiminde şirketle ilgili iyileştirme tedbirlerinin
alınabilmesini içeren kuralların Anayasa’nın 48. ve 167. maddeleri
kapsamında olduğu açıktır. İflas hukuku alanında modern hukuk dünyasına
hakim olan yeni anlayış da ekonomik varlığını sürdürebilme yeteneğine
sahip olan işletmelerin borca batık duruma ya da aciz haline düşmeleri
halinde, iflasa mahkum edilmek suretiyle ticari yaşamdan silinmelerinin
ve bundan doğacak olumsuz sonuçların önlenmesini amaçlamaktadır.
Anayasa’nın
10. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,
ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı
durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa
karşısında eşitliğin çiğnenmesi engellenmiştir. Yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı,
ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da
öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. İflası ertelenen şirketlerin
ekonomiye kazandırılmalarının yanı sıra alacaklıların tümünün
korunmasını amaçladığı anlaşılan itiraz konusu kurallar karşısında
alacaklılarla borçlular aynı hukuksal konumda bunmadıklarından
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yön görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu 29.6.1956 günlü, 6762 sayılı Türk Ticaret
Kanunu’nun 324. maddesi ile 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile değiştirilen 179 ve 179/a maddeleri
Anayasa'ya aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralların Anayasa’nın Başlangıcı ve 166. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
1- 29.6.1956 günlü, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 324. maddesinin,
2- 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun;
a- 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı Yasa’nın 49. maddesiyle değiştirilen 179. maddesinin,
b- 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı Yasa’nın 50. maddesiyle eklenen 179/a maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 8.1.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket APALAK
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME: Ankara Asliye 8. Ticaret Mahkemesi
İflasın Ertelenmesinde Anayasa Mahkemesi Kararı
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 4949 sayılı Kanun'un 50. maddesi ile eklenen 179/b maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 141. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
(RED kararı verilmiştir.)
2004/m. 179/b-2
Esas Sayısı: 2003/109
Karar Sayısı: 2007/51
Karar Günü: 17.4.2007
Resmi Gazete Tarihi: 25 Ekim 2007
Resmi Gazete Sayısı: 26681
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME: Ankara Asliye 8. Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun
4949 sayılı Kanun'un 50. maddesi ile eklenen 179/b maddesinin ikinci
fıkrasının Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 141. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I - OLAY
Davacı vekili tarafından açılan iflasın ertelenmesi davasında mahkemece,
davacı şirket hakkında yapılmış veya yapılacak icra takiplerinin dava
sonuna kadar ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine karar verilmiştir.
Yargılama sırasında yürürlüğe giren itiraz konusu kuralla, rehinle temin
edilmiş alacaklar için yeni takip yapılabilmesine veya başlamış olan
takiplere devam edilebilmesine olanak tanınmıştır. Bu yasal
değişiklikten sonra, rehinli alacaklı vekillerinin ihtiyati tedbir
kararının kendileri açısından kaldırılmasını talep etmeleri ve davacı
vekilinin de itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu ileri
sürmesi üzerine, bu savı ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
"4949 sayılı Kanun'un 50. maddesi ile İ.İ.K'na 179/b maddesinin 2. fıkrası olarak eklenen kural,
"Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehni ile
temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip
başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu
takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı
gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut
rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır."
biçimindedir.
Aynı maddenin 1. fıkrası ile ise;
"Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan
takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce
başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı
ve hak düşüren süreler işlemez." denilmek suretiyle, 'Erteleme Kararının
Etkileri' başlığı altında genel kural getirilmiş ve TTK'nun 324.
maddesinde açıkça yer almayan erteleme kararının sonuçlarına ilişkin
önemli bir düzenleme yapılmış ve özellikle erteleme ile birlikte
genellikle verilen takip yasağına rağmen zamanaşımına uğrama riski
nedeniyle yapılmakta olan lüzumsuz takip ve işlemler de önlenmek
suretiyle, zaten mağdur durumda olan alacaklıların gereksiz masraf
yapmalarının da önüne geçilmiştir. Bu masrafların rehin konusundan
tenzili aynı zamanda rehin değerini de azaltmaktadır. Ancak, itiraz
konusu 2. fıkra ile getirilen kural sonucu rehinli alacaklara bir
ayrıcalık tanınmakta, muhafaza tedbirleri ile satış hariç takipler devam
etmekte ve erteleme süresinde işleyecek olup mevcut rehinle
karşılanamayacak faizlere teminatlandırılma zorunluluğu getirilmektedir.
4949 sayılı Kanunun gerekçesinde aynen: "... Yeniden yapılandırılmaya
ilişkin hükümler getirilmek suretiyle borçlu işletmelerin mevcut mal
varlığının öncelikle korunması, bilahare değerinin artırılması, tasfiye
ve yeniden yapılandırma arasındaki hassas dengeye ulaşılması, bir ayırım
yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil
bir çözümün gerçekleştirilmesi, borçlunun malvarlığının münferit
alacaklılar tarafından zamanından önce tasfiyesinin önlenmesi ve
dolayısı ile alacaklılar arasında eşitliğin sağlanması ..." denilmek
suretiyle düzenlemenin temel esasları açıklanmış bulunmaktadır. Ancak,
1. fıkrada konulan genel kurala getirilen bu istisna ile bütün
alacaklıları kapsayan adil bir çözümü engellemektedir. Gerçekten,
başvuru dilekçesinde yer alan "Diğer alacaklar için takipler dururken,
bu alacaklar için devam ettirilmesi; keza, devlet alacakları, işçi
alacakları ve belki de erteleme sonucu son derece güç duruma düşebilecek
diğer alacaklılar için teminat aranmazken, zaten öncelikli olarak
mevcudu paylaşan rehinli alacaklılara bu şekilde imtiyaz tanınması haklı
değildir. Diğer önemli bir husus, bu ayrıcalıkların tanınması halinde,
uygulamadaki bir çok olayda, 'iflasın ertelenmesi' kurumu fiilen
uygulanamaz hale gelebilecektir." değerlendirilmesine hak vermemek
mümkün değildir.
İcra ve İflas Kanunu, İpoteğin Paraya Çevrilmesi başlığı altında madde
150/f de Muvakkat Rehin Açığı Belgesini düzenlemiştir. Anılan düzenleme
ile borçlunun diğer alacaklıları ile eşitlik sağlanmış ve rehinle
karşılanamayan alacağını rüçhansız olarak takip edilebileceği hükme
bağlanmıştır. Olağan koşullarda rehin sahibi rehinle karşılanmayan
alacağını rüçhansız olarak diğer alacaklılarla eşit biçimde takip
hakkına sahiptir. Hakkında iflasın ertelenmesi kararı bulunan borçlunun
diğer alacaklıları yasa gereği takip yapamazken rehinli alacakların
normal koşullardan daha fazla hak sahibi olmaları ve rehinle
karşılanmayan alacakları için yeniden teminatlandırılmaları eşitlik
kurallarına aykırıdır. Kamu alacaklarının ana paralarının dahi hiçbir
teminatı yokken ve borçluya karşı icra takibi yapamazken rüçhanlı
alacaklının takip yapabilmesi ve dahi rehinli maldan karşılanamayacak
alacağının iflasın ertelenmesi sürecinde diğer alacaklılar ve kamu
aleyhine teminatlandırılarak rüçhanlı hale getirmesi eşitlik ilkesine
aykırıdır.
İtiraz konusu 2. fıkra Anayasa'nın 2, 10 ve 11. maddelerine aykırı
olduğu gibi çoğu zaman bu kural gereğince yapılacak işlemler 2 yıllık
erteleme süresi içinde dolup tekrarlanmak zorunda olduğundan Anayasa'nın
"Usul Ekonomisi"ni düzenleyen 141. madde son fıkrasına da aykırılık
teşkil etmektedir.
Bu nedenlerle davacı vekillerinin Anayasa'ya aykırılık itirazlarının
ciddi bulunarak dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı birer suretinin
çıkarılarak Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yoluyla gönderilmesine karar
vermek gerekmiştir."
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı
Kanun'un 50. maddesi ile eklenen ve itiraz konusu kuralı da içeren 179/b
maddesi şöyledir:
"Madde 179/b -Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna
göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve
evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen
zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin
edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip
başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu
takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı
gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut
rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre kayyımın verdiği raporlar
dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir;
ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemez. Kayyım, mahkemenin
belirleyeceği sürelerde iflası ertelenenin faaliyetleri ve işletmenin
durumu konusunda düzenli olarak mahkemeye rapor verir.
İflasın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresi sonunda
iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin veya
kooperatifin iflasına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte,
mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin veya kooperatifin mali
durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme
kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflasına karar
verebilir."
B - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 141. maddelerine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN,
Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl
SAĞLAM'ın katılımlarıyla 7.1.2004 günü yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, iflasın ertelenmesi durumunda öngörülen takiplerin
durması ve yeni takip yasağı konusunda rehinli alacaklar lehine
getirilen istisna ile rehinle karşılanamayan (faiz) alacakların
teminatlandırılma zorunluluğunun, Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 141.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na, 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı İcra
ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 50. maddesi ile
eklenen 179/b maddesinin birinci fıkrasında, erteleme kararı üzerine
borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun'a göre yapılan takipler de dahil olmak
üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve önceden başlamış takiplerin
duracağı hüküm altına alınmıştır. İptali istenen ikinci fıkrada ise
birinci fıkrada öngörülen "takiplerin durması ve yeni takip yasağı"
yönünden rehinli alacaklar lehine bir istisna getirilmiştir. Buna göre,
taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar
için rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilecek veya daha
önce başlamış olan takiplere devam edilebilecektir. Ayrıca, erteleme
süresince işleyecek ve mevcut rehinle karşılanamayacak faizlere
teminatlandırılma zorunluluğu da getirilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa'nın ve yasaların üstünde
yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde
olan devlettir.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen "yasa önünde eşitlik ilkesi"
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara
ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar
farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez.
İcra ve iflas hukukunda temel ilke, alacaklı ve borçlunun hak ve
menfaatlerinin belli bir denge üzerinde korunmasıdır. Rehinli alacaklar,
diğer alacaklardan farklı bir statüde bulunmaktadırlar. Nitekim, İcra
ve İflas Kanunu'nun genel sistematiği içerisinde rehinle temin edilmiş
alacaklar için farklı hükümler öngörüldüğü görülmektedir.
Takip sürecinin alacaklı ve borçlunun hak ve menfaatlerini zedelemeden,
bunlar arasındaki dengeyi bozmadan hızlandırılması, bir ayırım
yapmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil bir
çözümün gerçekleştirilmesi ve rehinli alacaklıların iflasın ertelenmesi
durumunda mağdur olmamaları amacına yönelik olarak getirildiği anlaşılan
itiraz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Rehin hakkı, alacaklıya borcun ödenmemesi durumunda, borçlunun
mallarının satılıp satış bedelinden alacağını öncelikle tahsil etmesine
olanak veren bir haktır. Alacaklı, borçluya borç verdiği anda, borçludan
bir teminat (rehin) almakta ve bu elde ettiği hakla, baştan itibaren
öncelikli (rüçhanlı) bir statü kazanmaktadır. Bu durumda, alacak-borç
ilişkisinin başlangıcında kendisini rehin hakkı ile ayrıcalıklı hale
getiren rehinli alacaklı ile herhangi bir teminat almadan borç veren
alacaklının aynı hukuksal durumda bulundukları veya aynı hukuksal
korumaya tabi olacaklarını söylemek mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. İtiraz
konusu kuralın Anayasa'nın 11. ve 141. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
VI - SONUÇ
9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 4949 sayılı Yasa
ile eklenen 179/b maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, 17.4.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
Başkanvekili Üye Üye
Haşim KILIÇ Sacit ADALI Fulya KANTARCIOĞLU
Üye Üye Üye
Ahmet AKYALÇIN Mehmet ERTEN Mustafa YILDIRIM
Üye Üye Üye
A. Necmi ÖZLER Serdar ÖZGÜLDÜR Şevket APALAK
Üye Üye
Serruh KALELİ Osman Alifeyyaz PAKSÜT
*% 3 faizli kredi oranı sunar
YanıtlaSil* Nakitsiz Girişimci İçin Sigorta
* Para için garanti
İyi kredi puanı ile Credit Financiaer Home, bireysel veya şirket veya kooperatif derneklerine, endüstriyel ve kişisel çıkarlar için teminatlı krediler ve teminatsız krediler sunar.
İletişim Adresi:
Whatsapp: +15184181390
Doğrudan posta
creditfinancierhome@gmail.com